Pazarın Sinekleri Üzerine
Böyle Buyurdu Zerdüşt
Kaç, dostum, yalnızlığına kaç!
Büyük insanların gürültüsünden sersemlemiş, küçüklerin dikenleriyle delik deşik olmuş görüyorum seni.
Orman ve kaya susmayı bilir seninle birlikte, onlara layıksın.
Sevdiğin o geniş dallı ağaç gibi ol yine: sessiz ve dikkat kesilmiş, denizin üzerine eğilmiş.
Yalnızlığın bittiği yerde başlar pazar;
Ve pazar başladığında, başlar büyük oyuncuların gürültüsü ve zehirli sineklerin vızıltısı.
Dünyada en iyi şeyler bile, onları sahneleyen biri olmadıkça bir işe yaramaz:
Halk bu sahneleyicilere “büyük adam” der.
Halk, yaratıcı olanı, yani yüceyi pek anlamaz;
Ama büyük şeylerin oyuncularını hemen hisseder, onlara kulak verir.
Yeni değerlerin mucitleri etrafında döner dünya – görünmeden döner.
Ama halk ve şan, oyuncuların etrafında döner: dünyanın gidişi budur.
Oyuncunun ruhu vardır, ama ruhun vicdanı yoktur.
Her zaman, kendisine en çok inandıran şeye inanır – yani kendine inandırır.
Yarın başka bir inancı olur, ertesi gün daha da başka birini.
Halk gibi duyuları çabuktur, havası sık değişir.
Devrim yapmak – onun için bu “kanıtlamak” demektir.
Delirtmek – bu da “ikna etmek” demektir.
Ve kan, ona göre tüm nedenlerin en iyisidir.
Yalnızca ince kulaklara ulaşan bir gerçeği, yalan ve hiçlik sayar.
Gerçekten, dünyada büyük gürültü çıkaran tanrılara inanır yalnızca!
Pazar, ciddiyet maskesi takmış palyaçolarla doludur –
Ve halk “büyük adamlar”ıyla övünür! Bunlar, onun için anın efendileridir.
Ama zaman onları sıkıştırır:
Ve onlar da seni sıkıştırır; senden de evet ya da hayır isterler.
Vay haline, eğer sen “taraf”lar arasında sandalyeni kurmak istersen!
Bu kesin ve baskıcı insanlar yüzünden kıskanma, ey gerçeğin sevdalısı!
Hiçbir zaman hakikat, bir “kesin”in koluna takılmadı.
Bu ani ve aceleci insanlar yüzünden dön geri güvenliğine:
Yalnız pazarda “evet mi?”, “hayır mı?” diye baskın yapılır insana.
Derin kuyular gibi yavaştır derin yaşantılar:
Uzun süre beklemelidirler, ne düştü içlerine, anlamak için.
Pazardan ve şandan uzakta olur tüm yüce işler;
Yeni değerlerin mucitleri, hep pazarın ve şanın uzağında yaşadı.
Kaç, dostum, yalnızlığına kaç:
Zehirli sineklerin seni soktuğunu görüyorum.
Kaç, sert ve kuvvetli rüzgârların estiği yere!
Kaç yalnızlığına!
Sen, küçüklerin ve zavallıların çok yakınında yaşadın.
Kaç onların görünmez intikamından! Sana karşılıkları yalnızca intikam.
Kaldırma artık kolunu onlara karşı! Sayısızdır onlar;
Ve senin yazgın değildir sineklik etmek.
Sayısızdır bu küçükler ve zavallılar;
Ve nice görkemli yapıyı, yağmur damlaları ve yabani otlar yıkıma götürdü.
Sen bir taş değilsin – ama çokça damladan içten içe oyuldun.
Nice damladan kırılacak, parçalanacaksın.
Yorgun görüyorum seni, zehirli sineklerle;
Yüz yerinden kanlı çiziklerle.
Ve gururun, öfkelenmek bile istemiyor.
Masumca kan istiyorlar senden –
Kan istiyor kanı çekilmiş ruhları.
Bu yüzden sokuyorlar seni, masum maskesiyle.
Ama sen, derin insan, küçük yaralardan bile derinden acı çekersin;
Ve daha iyileşmeden, aynı zehirli kurt yeniden elinin üstüne sürünür.
Sen bu obur yaratıkları öldürmek için fazla gururlusun.
Ama dikkat et, onların tüm zehirli kötülüklerini taşımak yazgın olmasın!
Sana övgüleriyle de vızıldarlar:
Övgüleri ısrarcılıktır.
Tenine ve kanına yakın olmak isterler.
Tanrıymışsın ya da şeytanmışsın gibi sana dalkavukluk ederler;
Tanrıymışsın ya da şeytanmışsın gibi önünde sızlanırlar.
Fark etmez! Dalkavuk ve sızlanandırlar – o kadar!
Sana bazen sevimli görünürler.
Ama bu hep korkakların kurnazlığı olmuştur.
Evet, korkaklar zekidir!
Dar ruhlarıyla seni çok düşünürler –
Sen onlar için hep kuşkulusun!
Çünkü çok düşünülmüş her şey, kuşkulu olur.
Seni tüm erdemlerin için cezalandırırlar.
Ancak hatalarını affederler, o da içtenlikle!
Sen, merhametli ve adil olduğun için şöyle dersin:
“Masumlar onlar küçük varoluşlarında.”
Ama onların dar ruhu şöyle düşünür:
“Tüm büyük varoluş suçludur.”
Sen onlara merhamet gösterdiğinde bile, kendilerini küçümsenmiş hissederler;
Ve iyiliğine gizli acılarla karşılık verirler.
Sessiz gururun hep onların tadına ters gider;
Bir gün kibirli olmaya yetecek kadar alçakgönüllü olursan, sevince boğulurlar.
Bir insanda neyi tanıyorsak, onu tutuştururuz onda.
Bu yüzden küçüklerden sakın!
Senin yanında kendilerini küçük hissederler;
Aşağılıkları sana karşı görünmez bir intikamla yanar.
Fark etmedin mi, kaç kez sustular sen yaklaşınca?
Ve güçleri nasıl duman gibi uçtu, sönmekte olan bir ateş gibi?
Evet dostum, sen komşularının kötü vicdanısın:
Çünkü seni hak etmiyorlar.
Bu yüzden senden nefret ediyorlar ve kanını emmek istiyorlar.
Komşuların hep zehirli sinekler olacak;
Senin yüce yanın – işte bu, onları daha da zehirli ve sinek gibi yapar.
Kaç, dostum, yalnızlığına ve sert rüzgârların estiği yere.
Senin yazgın değildir sineklik etmek. –
Böyle buyurdu Zerdüşt.